Şiir İnceleme | Yorgun Serüvenci

2009-05-29 19:27:00

http://img152.imageshack.us/img152/118/4ruz6htd9.jpg


Şiir İnceleme | Yorgun Serüvenci



YORGUN SERÜVENCİ

 

ben yeşil bir su içtim on sekiz

emirgan’da içtim temmuz’da

bütün karadeniz akıyordu

rüzgar çözülmüştü ay yoktu

işte ben klor içtim on sekiz

bıyıklarımdan damlata damlata

büyük rezilliğimizi içtim

 

saat yirmi bir demesin içim çöl

gözlerimi mumlar gibi söndürüyorum

sarhoşlar gitti on sekiz gitti

İstinye’de gemiciler kahvesindeyim

avuçlarımda kuru kafa işareti

oksijeni eksik başka bir gökteyim

başka bir karanlığa kan veriyorum

az sonra böbreklerim dökülecek

yabancı bir ıslık elektriklerde

rüzgar dudaklarımı kesiyor

şimdi git on beş yıl önce gel

yalnızlar sokağında bekliyorum

tırnak uçlarımdan kan sızıyor

kan burun deliklerimden sızıyor

bütün camlarım kırılmış yorgunum

bir elektrikli gitar ulumaya görsün

aseton kokuları gelmesin gelmesin

bir kadın sesi boşalmasın kulaklarıma

plastik bir merih gecesindeyim

serüvenlerin tutsağıyım yenilmişim

çiğneyip tükürdüğüm yoksa korku mu

yoksa bıyıklarımı kirleten bu yeşil

fosforlu saat kadranlarına eğilmişim

akşam gazeteleri çıktı mı titremek

içimdeki filmin artık koptuğu mu

sen bakma bulutlandığıma on sekiz

s.o.s ne demek biliyorum unutmadım

çanların kimin için çaldığını unutmadım

yeşil bir su içmedim mi şekersiz

klor kokuyor klor elim ayağım

dinamit kasalarına giriyorum

Fransız afrikası’nda iş arıyorum

Cezayir’de kurşuna diziliyorum

ölüm sarhoşluğundan bıkmadım

 

kadehini kaldır on sekiz bir daha kaldır

yıkılsın bu temmuz bırak ayaklarına

kafesinden çıkar yürek diye taşıdığını

köprülerini at gemilerini batır

ellerini ellerimin üstüne koy on sekiz

sen de bir ıslık uydur devrik ıslığıma

ömrümüzü bir suç gibi ayarlamadık mı

ağır bir hüküm giyer gibi öleceğiz

                                                                       ATİLLA İLHAN

Ulusal Bileşim

 

Attilâ İlhan şiiri sorgulandığında, altının ilk çizilmesi gereken şey, 40'lı yıllardan gelen bu şairin nasıl olup da şiirlerinin her dönemde bu denli popüler olabildiğidir. Bunun yanıtı 'bileşim'dir. Attilâ İlhan şiirleri bileşimlerden oluşur. Aynı zamanda Türk ve Batılı olmayı başaran estetik bir bileşimdir anlatılmak istenen. Şair, Halk ve Divan Edebiyatı kaynaklarından yararlanarak çağdaş bir içerik üretmeyi amaçlar ve bunu "ulusal bileşim" olarak adlandırır. Geçmişi reddetmek yerine onu eleştirir, irdeler ve sanat tekniğine ilişkin özelliklerden yararlanarak çağdaş bir zemine oturtur.

Attilâ İlhan, altıncı şiir kitabı Yasak Sevişmek'le beraber kendi şiir oluşumunun tamamlandığını söylediği özgün sentezini şöyle tarif ediyor: Batıdan, halk şiirinden, toplumcu şiir geleneğinden ve divan şiirinden bütün alınmış unsurların bir araya getirilip bundan özgür bir sentezin çıkarılması. Ulusal bileşim kavramı içerisinde Divan Edebiyatı ayağını biçimsel tercih olarak ele alırken, kendi imge yapısıyla aruzun içine aruza rağmen yerleştirdiği görkemli sesi yakalamaya çalışır ve kendi şiirini kurmayı dener. Halk şiirinin etkilerini de yitirmeksizin, yüceltilmiş bir estetiğin malzemesinin folklordan alınabileceğinin altını çizer ve bu sentezde içeriğin çağdaş olmasının en önemli gereklilik olduğuna işaret eder.

Şiirlerinde imge ön plandadır. İmge sistemini, ozanın nesnel gerçeği öznel merceğinden geçirip kelimelere aktarış biçimi olarak tanımlar. Ona göre imge, mısra birimiyle birlikte somutlaşmış olarak şiirin özüdür.

Attilâ İlhan şiirlerinin çarpıcı ve kalıcı olmasını sağlayan öğe, hem tek tek dizelerde bir şeyin anlatılması, hem de şiirin bütününde başka bir anlama ulaşılmasıdır. Şiirlerinde sürekli olarak bir yenilik peşinde koşarken, varolanın üzerine eklemeler yaparak Attilâ İlhan şiirinin bütünlüğünden uzaklaşmaz.

şiirimize yeni imgeler getiren Atilla İlhan 1940’lı yılların sonlarında yayımladığı Duvar adlı kitabındaki şiirlerinde

toplumcu bir çizgide görünür. Atilla İlhan, ellili yıllara geçtiğinde okuyucularına,

zengin imgeler, değişik benzetmelerle renklendirilmiş, insanın duygularını yansıtmaya

yönelik şiirler vermiştir. Duvar’dan sonra, Atilla İlhan’ın şiirlerini, Sisler

Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum, Bela Çiçeği, Yasak Sevişmek, Tutuklunun

Günlüğü, Böyle Bir Sevmek, Elde Var Hüzün, Karkırımın Krallığı kitaplarında bir arada

bulabiliriz. Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum, Bela Çiçeği kitaplarını Ayrılık Sevdaya Dahil adıyla tek kitapta toplamıştır.

 

 

 

 

"Şiir, insanların yaşadıkları anlara, duygularına, onların
içeriklerine isim koyma sanatıdır."

                                                                 Attilâ İlhan

 

A. ŞİİRİN BİÇİM YÖNÜNDEN İNCELENMESİ

Yorgun serüvenci şiiri bir baş kaldırı edasıyla yazılmıştır, bunu şiirde, büyük küçük harflerin ve noktalama işaretlerinin kullanılmamasından anlayabiliyoruz. Şiir modern tarzda ve serbest ölçüyle yazılmıştır.

 

B. ŞİİRİN İÇERİK YÖNÜNDEN İNCELENMESİ

ben yeşil bir su içtim on sekiz

emirgan’da içtim temmuz’da

bütün karadeniz akıyordu

rüzgar çözülmüştü ay yoktu

işte ben klor içtim on sekiz

bıyıklarımdan damlata damlata

büyük rezilliğimizi içtim

           

Şair yukarıdaki satırlarda abartılı olarak kendi hayatından örneklerle toplumun içinde bulunduğu durumu ortaya koymaya çalışıyor. Zaten Attila ilhan’ın şiirlerinde toplumsal gerçekçilik ve romantizm unsurları oldukça fazladır. İlk mısrada “ben yeşil bir su içtim on sekiz” burada şair içtiği içkiyi yeşil suya benzetiyor ve yine bu sudan abartılı olarak olarak içişinden söz ediyor “işte ben klor içtim on sekiz

bıyıklarımdan damlata damlata büyük rezilliğimizi içtim”

 

 

saat yirmi bir demesin içim çöl

gözlerimi mumlar gibi söndürüyorum

sarhoşlar gitti on sekiz gitti

İstinye’de gemiciler kahvesindeyim

avuçlarımda kuru kafa işareti

oksijeni eksik başka bir gökteyim

başka bir karanlığa kan veriyorum

az sonra böbreklerim dökülecek

yabancı bir ıslık elektriklerde

rüzgar dudaklarımı kesiyor

şimdi git on beş yıl önce gel

yalnızlar sokağında bekliyorum

tırnak uçlarımdan kan sızıyor

kan burun deliklerimden sızıyor

bütün camlarım kırılmış yorgunum

bir elektrikli gitar ulumaya görsün

aseton kokuları gelmesin gelmesin

bir kadın sesi boşalmasın kulaklarıma

plastik bir merih gecesindeyim

serüvenlerin tutsağıyım yenilmişim

 

Şair duygularını anlatırken yine abartı ve şiddet unsurlarını kullanarak devam ediyor. Burada artık yorgunluğundan söz ediyor, bir karamsarlık hakim duygularına  şimdi git on beş yıl önce gel yalnızlar sokağında bekliyorum” bu karamsar ve yorgun havayı biçimsel olarak tasvir ediyor “tırnak uçlarımdan kan sızıyor kan burun deliklerimden sızıyor” hayatının geliş ve gidişlerinin sonunda artık yorulduğunu ve yenildiğini belirtiyor.

 

çiğneyip tükürdüğüm yoksa korku mu

yoksa bıyıklarımı kirleten bu yeşil

fosforlu saat kadranlarına eğilmişim

akşam gazeteleri çıktı mı titremek

içimdeki filmin artık koptuğu mu

sen bakma bulutlandığıma on sekiz

s.o.s ne demek biliyorum unutmadım

çanların kimin için çaldığını unutmadım

yeşil bir su içmedim mi şekersiz

klor kokuyor klor elim ayağım

dinamit kasalarına giriyorum

Fransız afrikası’nda iş arıyorum

Cezayir’de kurşuna diziliyorum

ölüm sarhoşluğundan bıkmadım

 

            Yine şair abartılı olarak soyut olan bir şeyi somutlaştırarak  bulunduğu durumdan kaynaklanan bir rahatsızlık bir memnuniyetsizlik tavrı ortaya koyuyor. Yine içtiği içkiden bahsediyor ve içkinin muhteviyatını açıklıyor. Korkularından çekinmeden yoluna devam ettiğini aynı yerde olayların gerçekleştiğini ifade ediyor.

 

kadehini kaldır on sekiz bir daha kaldır

yıkılsın bu temmuz bırak ayaklarına

kafesinden çıkar yürek diye taşıdığını

köprülerini at gemilerini batır

ellerini ellerimin üstüne koy on sekiz

sen de bir ıslık uydur devrik ıslığıma

ömrümüzü bir suç gibi ayarlamadık mı

ağır bir hüküm giyer gibi öleceğiz

 

Bu mısralarında şair: kendi sosyalist görüşü  doğrultusunda bir baş kaldırıyı resimleştiriyor ve birlik olup beraber yürümeye davet ediyor. Şair yukarıdaki satırlarda  hep kendi yaptıklarından söz ediyor ama son satırlarda artık beraber yapılan bir işten çoğul eki kullanarak sonlandırıyor şiiri “ömrümüzü bir suç gibi ayarlamadık mı ağır bir hüküm giyer gibi öleceğiz”.

C. ŞAİRİN HAYATI, SANATI VE ESERLERİ HAKKINDA BİLGİLER

15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946'ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayınlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkanlarıyla yayınladı. 
Paris Yılları
1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nazım Hikmet'i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris'e gitti. Bu harekette aktif rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan bir çok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye'ye geri dönüşünde sıklıkla başı polisle derde girdi. Sansaryan Han'daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Bir kaç kez gözaltına alındı. 
İstanbul - Paris - İzmir Üçgeni
1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayınca Paris'e tekrar gitti. Fransa'daki bu dönem Attilâ İlhan'ın Fransızca'yı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950'li yılları İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953'te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlar. 
Sanatta Çok Yönlülük
1957'de gittiği Erzincan'da askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbul'a dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Onbeşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler serisinden Bıçağın Ucu yayınlandı. 1968'te evlendi, 15 yıl evli kaldı. 
İstanbul'a Dönüş
1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak 'ı Ankara'da yazdı. 81'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından beri köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesi'nde sürdürmektedir. 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu

ESERLERİ

Romanları

 Sokaktaki Adam (1953) 
Zenciler Birbirine Benzemez (1957) 
Kurtlar Sofrası (1963) 
Aynanın İçindekiler : 
- Bıçağın Ucu (1973) 
- Sırtlan Payı (1974)Yunus Nadi Roman Armağanı
- Yaraya Tuz Basmak (1978) 
- Dersaadet'te Sabah Ezanları (1981) 
- 'O Karanlıkta Biz' (1988) 

Fena Halde Leman (1980) 
Haco Hanim Vay (1984)

Deneme ve anı

Abbas Yolcu (gezi notları) (1957)
Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985)

Anilar ve Acilar
1.Hangi Sol (1970)
2.Hangi Batı (1972)
3.Hangi Seks (1976)
4.Hangi Sağ (1980)
5.Hangi Atatürk (1981)
6.Hangi Edebiyat (1993)
7.Hangi Laiklik (1995)

Atilla İlhan' in Defteri
1.Faşizmin Ayak Sesleri (1975)
2.Batı'nın Deli Gömleği (1981)
3.Gerçekçilik Savaşı (1980)
4.Sağım Solum Sobe (1985)
5.Ulusal Kültür Savaşı (1986)
6.Aydınlar Savaşı (1991)
7.Kadınlar Savaşı (1992) 
8.'İkinci Yeni' Savaşı (1983)
9.Sosyalizm Asıl Şimdi (1991)

Senaryoları

Ver Elini İstanbul 
Rıfat Diye Biri 
Yalnızlar Rıhtımı 
Şoför Nebahat 
Devlerin Öfkesi

TV Filmi : 
Paranın Kiri (1979)
TV Dizileri : 
Sekiz Sütuna Manşet (1982) 
Kartallar Yüksek Uçar(1983) 
Yarın Artık Bugündür (1986) 
Yıldızlar Gece Büyür (1992) 
Teleflaş

Şiirleri

Duvar (1948) 
Sisler Bulvarı (1954) 
Yağmur Kaçağı (1955) 
Ben Sana Mecburum (1960)
Bela Çiçeği (1961) 
Yasak Sevişmek (1968) 
Tutuklunun Günlüğü (1973) - 1973-74 TDK Şiir Ödülü
Böyle Bir Sevmek (1977)
Elde Var Hüzün (1982) 
Korkunun Krallığı (1987) 
Ayrılık Sevdaya Dahil (1993)

fikirleri

Atilla ilhanın Varşova paktı gibi Rusya Hint Çin birliği bir fikri düşüncesi bulunmaktadır.

 

Aşk
" Aşk suç ortaklığıdır."
Attila İlhan aşkı bir eğitim olarak nitelendiriyor. Aşık olmak, cinsellik bunların tümünün öğrenilebilir şeyler olduğunu savunuyor. Aşkı çok çıplak tarif etmek gerektiğindeyse; cinsel çekimin yüceltilmesi olarak nitelendiriyor.

Cinsellik

" Her insanda kadın ve erkek hormonları vardır. Bu kiminin dışına vurur, kiminin içinde kalır, başka bir sahaya yönelir. Ama herkesin içinde böyle çarpıklıklar vardır. Çok kişi biraz sapık, eşcinsel, kendine hayran vesairedir. " 
Attila İlhan
İnsanı tanımlarken, onu duygu ve düşünce yapısıyla olduğu kadar cinselliği ile de ele almak gerektiğini savunur Attila İlhan. Romanlarının çoğunda karakterlerin cinselliklerine inerek onları bütün yönleriyle okuyucuya tanıtmaya çalışır. Yaşadıkları olayların içerisinde, o dağdalı aşklarda hiç mi cinselliğin yeri yoktur? Tabii ki vardır! İşte Attila İlhan, toplumcu ve gerçekçi bir yazar olarak bu olgunun da altını çizme gereğini duymuştur. Kurtlar Sofrası 'nda Ümid, Aysel; Sırtlan Payı 'nda Doktor Sevim, Gülistan Satvet; Yaraya Tuz Basmak 'da Yüzbaşı Demir'i cinsel kimlikleriyle de karşımızda buluruz. Tüm bu karakterler, yaşadıkları döneme tanıklık ederken, okuyucuya cinsel hayatın her devirde geçerliğini de gösterirler. Edebiyat dünyasında şiddetle eleştirilen Leman Korkut, Hayrünisa, Bacaksız Abdi, Haco Hanım ve Müzeyyen gibi karakterlerin çarpık ilişkileri, sefih hayatları ise porno gibi değerlendirilmiş ve kimi eleştirmenler tarafından kınanmıştır. Çevremize baktığımızda, bu tarz yaşamı seçenlerin de kendi gerçekliklerini yaşadıklarını görüyoruz. Gerçekçi bir yazarın bunları da ele alması kaçınılmazdır. 

" ... cinsel diyalektiğin gerek insanlar arası, gerekse insan içi çelişme ve gelişmelerini, romana olduğu kadar şiire de geçirmek, bana ilginç görünmüştür " diyor Attila İlhan. Şiire ilk başladığı yıllarda, erotik şiirlerininin hemen hepsini 'ayıp' diye nitelendirip, bir toplumcu olarak 'değersiz' bulduğu için yırtıp attığını itiraf etmektedir. Daha sonraları yazdığı cinselliği işleyen şiirlerin altında yatan nedenleri ve saptamaları ise şöyle dile getiriyor : "Bireysel diyalektik hiç kuşkusuz cinselliği de kapsıyordu, ikisi birden doğasal diyalektiğin kapsamına giriyorlardı, bütün sorun bu çelişkileri cinsel imgelemin aynasında somutlaştırmak, kişiselleştirmek, sonra da imgelere dönüştürüp şiire aktarmaktı." (elde var hüzün, bilgi yayınevi).

4290
0
0
Yorum Yaz